|
| A. Doğan – H. B. Şerefhanoğlu / şerefname üzerine bir röportaj |
Şerefname Üzerine Bir Röportaj
HİŞYAR BARZAN ŞEREFHANOĞLU
Bu söyleşi 24 Şubat 2010 günü www.aknews.com haber sitesinde yer aldı.
Ancak bazı bölümlerin eksik yer aldığı görüldüğünden, tam metin olarak Yaba okurlarıyla paylaşmayı uygun bulduk. (Yaba Edebiyat)
Şerefname Kürtler'in kimliğidir
Şubat 24th 2010 / www.AKnews.com
Bitlis, 24 Şubat (AKnews) – Türkiye'de, "Şerefname"yi yeni bir düzenle basan Yaba Yayınları'nın sahibi Aydın Doğan, dört yüz yıl önce yazılmış kitabın, "Kürtler'in kimliği" olduğunu söyledi.
Tarihçiler tarafından "çağının çok ilerisinde", "döneminin masalsı ve efsane etkilerinden uzak"; "günümüzün objektif bakış açısına sahip bir başucu kitabı" olarak tanımlanan ve dönemin Bitlis Hükümdarı Şerafeddin Han tarafından yazılan Şerefname, geniş bir araştırma neticesinde kaleme alınan, Kürt halkının yazılı tarihinin en önemli eserlerinden biri olarak biliniyor.
Yaba Yayınları tarafından, alanında uzman kişilerce tekrar ele alınan Şerefname’yi yayına hazırlayan yayınevi sahibi Aydın Doğan, kitap hakkında AKnews’in sorularını yanıtladı.
•
Bir yayınevi olarak neden Şerefname’yi yayınlamayı seçtiniz?
Ortadoğu’nun eski halklarından olan Kürtler'in, kendilerini bulacakları, bir sosyolojidir Şerefname. En önemlisi bu Şerefname bildiğimiz Şerefname’nin çok ilerisindedir. Bilindiği gibi tarihler genellikle egemen anlatırlar. Halkın tarihi pek nadir görünmüştür, hakir görünmüştür. Şerafeddin Han Şerefname ile bu egemenliği kırıyor bir bakıma. Ağırlıklı olarak halkını ve halkları anlatıyor. Çünkü beylikler, aşiretler birer halk topluluğudur.
Özellikle bilinmesi gereken bir yanı var bizim yayınladığımız Şerefname’nin. Bu, açılımı yapılan bir Şerefname’dir.
Şerefname’nin ilk Türkçe çevirisi Mehmet Emin Bozarslan tarafından iki cilt olarak 1971 yılında yapıldı. Türkçe basımının hemen ardından 12 Mart askeri darbesi oldu ve Şerefname anında yasak kitaplar listesinde yer aldı. Sonraki yıllarda aynı çevirinin başka yayınevlerince basılanlarının ise sağlıklı olduğu söylenemez. Örneğin ilk basımda iki cilt halinde yayınlanan eser, sonraki basımlarda tek cilt olarak çıktı. İkinci cildi oluşturan “İran Kürdistan’ı” eki alınmadı. Yakın dönemde Avesta Yayınları’nın Ziya Avcı tarafından Kürtçe'ye çevrilerek tek cilt halinde yayınladığı Şerefname’yi ise temiz işçiliği bakımından ayrı tutmalıyız. Ne var ki Kürtçe'ye hangi dilden çevrildiği belli değil. Kürt tarihi ve kültürü üzerindeki kâbûsa dönen yasak ve inkâr politikaları, Cumhuriyet'in her döneminde kendini ağır hissettirdiği için Şerefname’nin bazı basımlarının kaçak, gizli yapıldığı da söylenebilir.
(devamı dergide) |
| |
| Cengiz Yıldırım / CHP’nin dramı II Halkevleri ve Köy Enstitüleri |
HALKEVLERİ VE KÖY ENSTİTÜLERİ
Eğitim ve kültür alanında CHP’nin iki büyük uygulaması üzerinde özellikle durmak gerekir. Bunlar Halkevleri ve Köy Enstitüleri’dir. Her iki kurum da çok tartışılmış, bizde hep olduğu gibi, ya alabildiğine yüceltilmiş ya da acımasızca yerilmiştir. Bu iki kurum hakkında genel bir değerlendirme yapılmazsa CHP’nin niteliği konusunda söylenen her şey eksik kalır.
Millet Okulları çalışmasının yavaşlayıp önemini yitirmesinden nedeniyle başlayan bir arayışın sonucu olarak Halkevleri’nin kurulmasına karar verilir. Basında ilk yer alış şekli bile bu konunun ciddi olarak düşünülüp üzerinde çalışıldığını göstermektedir. Haberde şu bilgiler verilmektedir: “Gazi Paşa hazretlerinin Edirne seyahatlerinde edindikleri izlenimlere göre, memleketin çeşitli yerlerinde halkı bir araya toplamak, gençliği yükseltmek için yeni bir örgüt gerekli görünmektedir. Bunun için çeşitli illerde geniş Halkevleri binaları kurulacaktır. Bunlar en aşağı 1500 kişiyi alacak büyüklükte olacak, halkı eğitmek için sinema, kütüphane gibi kuruluşlara sahip bulunacaktır. Halk Partisi, Gazi Paşa’nın emir ve yol gösterişleri ile şimdiden hazırlıklara başlamıştır. Fırkanın yakında toplanacak büyük kongresinde bu hususta öneride bulunulacak ve karar alınacaktır.”(1)
Gerçekten de CHP’nin 1931 kongresinde “Halkevleri adıyla kültür müesseseleri açılması” kararlaştırılmıştır.
Halkevleri’nin kurulmasında, Sovyetler Birliği halk eğitiminden ve faşist İtalya gençlik örgütlenmesinden etkilenildiği ileri sürülmüştür. Türkiye Cumhuriyeti’nin Sovyetler Birliği’nde uygulanan halk eğitim sistemiyle yakından ilgilendiği bilinmektedir. 1926 yılında Sovyetler Birliği’ne ziyarette bulunan bir öğretmen grubuna başkanlık etmiş olan Nafi Atuf (Kansu) bunu açıkça dile getirir. Açıklamasında şöyle diyor Kansu: “Türk Eğitim Bakanlığı yeni reformlara girişmek için diğer memleketlerin geçirdiği deneyleri bilmeyi zorunlu görmektedir. Sovyetler Birliği’nin halk eğitimi örgütü Türk eğitimcilerinin özel ilgisini çekmektedir.”(2) 1932’de, Ankara Halkevi’nin açılış konuşmasında ise, dönemin Maarif Vekili Reşit Galip Bey “faşizm” ve “komünizm” eleştirilerine karşılık verir gibidir: “Halkevleri Yönetmeliği hazırlanırken uzak, yakın birçok memleketlerin benzer örgütleri incelenmiştir. Türk Ocakları’nın deneylerinden de faydalanılmıştır. Ama bunların hiçbiri taklit edilmemiştir.”(3)
Ne var ki CHP’de her zaman görülen ikili yapı Halkevleri konusunda da ortaya çıkmaktadır. (devamı dergide)
|
| |
| Özgür Gürbüz / Futbol |
FUTBOL
ÖZGÜR GÜRBÜZ
Antik Yunan mitolojisinde adı geçen üçüncü-dördüncü tanrılardan titan (dev) Atlas’ın, dünyayı omzunda taşıdığı düşünülürdü. Bunca yükü omzunda taşımasına rağmen Atlas’ın değeri, aynı Prometheus gibi bilinmez, hakkı verilmezdi. Yine de korkulur ve saygı duyulurdu. Saygı duyulurdu çünkü (bazen sıkılsa da) şikâyet etmeksizin dünyayı omuzlarında taşırdı. Korkulurdu çünkü en küçük bir hareketiyle yer yerinden oynar, depremler olurdu. Atlas’ın dünyayı elinden bırakması ise, tezahür edilemeyecek kadar korkunç bir düşünceydi… Zaman ve çağlar değişti. Sanırım günümüzde Atlas dünyayı değil, meşin yuvarlağı taşımaktadır.. (devamı dergide)
|
| |
| Zülfikâr Tunç / Filozofların Toplumu Savunması |
FİLOZOFLARIN TOPLUMU SAVUNLASI
ZÜLFİKÂR TUNÇ
Karl Marx “Felsefeciler dünyayı yorumlamakla yetindiler, değiştirmeye dönük eylem içinde olmadılar.” demektedir. Bu belirleme kendi koşullarında gerçekçi olmakla birlikte, ortadoğu bağlamında ele alındığında yetersiz olduğu anlaşılacaktır. Ortadoğuda köleci imparatorluklar karşısında klanını, kabilesini, insanı, doğayı, toplumu savunmak devrim niteliğindedir. Devrim, köleci iktidarın tahakkümü, uygarlık vahşetli maskesi, kana doymak bilmeyen zihniyetine karşı verilmektedir. Bir tek doğru sözün dahi savunulmaya cesaret edilmediği, sermaye ve iktidar odaklı tekelci çağlarda özgür, demokratik modernite savunması yapan filozofların düşünsel yapıları ahlaki ve politik savunuculuğu bu nedenle demokratiktir. Devletli iktidarın köleciliği, baskıyı topluma iliklerine kadar dayattığı doğu despotizmine karşı düşünce, manevi güçle kalkan olabilmek; demokratik kültür ve zihniyetle ele alınabilir.
Sanıldığının aksine doğu, bir bütünün çok dilli, dinli, renkli, kültürlü demokratik toplumun sesi, çığlığıdır. “Farklılıkların birliği, eşitliği ve özgürlüğünü” bu toplumsal yapıda gözlemlemek mümkündür. Bilimin, sanatın, mitolojinin, siyasetin, ekonominin, bilgeliğin damarlarını her karış toprağında görmek olasıdır. (devamı dergide)
|
| |
| Evin Çiçek / Bir Koçgiri Röportajı |
Geçmişi Öğrenebilmek
Bu Günü Anlayabilmek
KOÇGİRİLİLER
EVİN ÇİÇEK
Röportaj yazı.
1. Dünya Savaşı sonrası ve 1921 öncesi Koçgiri’den sürgün edilen bir ailenin mensubu olarak geçmişi, sürgünü, dedenizin anlatımlarını anlatır mısınız?
İbil Pano Koçgiri; Dedem Ap Temur’un anlatımları; “Oğul, oğul siz yokluk görmediniz. Biz açlıktan dolayı çarıklarımızı bile yedik.”cümlesiyle başlardı. Ben de kendisine dede niye çarıklarınızı yediniz ki sorusunu yöneltiğim de açılır ve geçmişi anlatmaya başlardı.”
1. Dünya Savaşı bittikten sonra Memê, Sıko, Alık yani iki amcam ve babam Kürtler için Kürt askeri yapılanması için asker oldular. Erkeklerimiz Kürtlerin haklarını elde elde etmek, korumak için biraraya toplanıyorlardı. Gelenler oldu. Gelenler onları ikna ettiler. Eli silah tutan Kürt erkekleri ikna olup gittiler. Onlar, zorla götürülmediler. Gönüllü ve bütün teçhizatlarını yanlarına alarak, silahı olan silahını, hançeri olan hançerini alıp, giyinip gitti. Kendi bölgelerindeki Kürt askeri birimleri içinde yer aldılar. Yakınlarım gözlerimin önünde bizlerle, yakınlarıyla helallaşarak gittiler. Bir daha da kendilerini göremedik. Geri gelmediler, bir haber alamadık. (devamı dergide)
|
| |
| Ragıp Zarakolu / Milli Güvenlik Devletinden Demokratik.. |
MİLLİ GÜVENLİK DEVLETİNDEN
DEMOKRATİK CUMHURİYETE GEÇİŞİN SORUNLARI
RAGIP ZARAKOLU
Honduras Anayasa Mahkemesi, seçimle gelmiş olan devlet başkanı Zelaya’ya yönelik askeri darbeyi meşru ilan etti geçen ay. Tesadüf bu ya, DTP’den sonra AKP için de kapatma davası açılması ihtimali haberleri, Anayasa değişikliği ihtimali sözkonusu olur olmaz ortalığa dökülmeye başladı. Ardından “Yargı Darbesi” olayı yaşandı. Militarizm ile Yargı arasındaki sıcak bağların hala canlı olduğu doğrulandı.
Latin Amerika’daki son darbe örneği, seçimle gelen Haiti devlet başkanı Aristide’nin 2004 yılında maruz kaldığı hükümet darbesi idi. Aristide, Öcalan’ın Kenya’dan kaçırılışına benzer bir biçimde, ama bu kez doğrudan Amerikalı ajanlar tarafından uçağa atılıp ülke dışına çıkarılmıştı. Aristide, zaten 1991 yılında da darbe ile aşağı alınmıştı, “yeni bir çağ” başlıyor edebiyatını çürütürcesine.
1998 yılında darbe girişimi ile yüz yüze kalan Venezuela devlet başkanı Chavez ise, arkasına halk direnişini alarak bunu alt etmeyi başarmıştı. Ve Chavez’in ayakta kalması da, Latin Amerika’da sol eğilimli hükümetlerin seçim başarıları ile başa geçmesinin önünü açmıştı. Ama Newsweek dergisi, 2010 yılını, Chavez’e yönelik darbe kehaneti ile selamlamaktan kendini alamayacaktı. Ne diyelim Cuntalar ölmez, darbe tevatürü bitmez! (devamı dergide)
|
| |
| Nevzat Kırkpınar / Kolektif Bildiri, Tekel İşçileri (şiir) |
NEVZAT KIRKPINAR
KOLEKTİP BİLDİRİ, TEKEL İŞÇİLERİ
1
ocak yamacında
ateşi elleriyle tutan
elleri yanmayan
kadınlardan
analardan
erdem eriten ustalardan
elle yazılmayan
bir cümle
bir öğüt
yol uzun
sudur
azığın
ateşi belle, ateşi bil
ateş yakar düştüğü yeri
düşlerini de yakar
ateşe suyla koşanın
su
zulümdür ateşe
külündür
gülün
gün gelir açar yeniden
döner güneşe yüzün
2
güller birer kırmızı goncaydılar
koparıldılar
ocakta bir çift gözdüler
oğul, kızdılar
aba’ydılar
ana’ydılar
hısım akrabaydılar
ekmeği paylaşandılar
ateşe koşandılar
kavrulandılar ateşte
kırmızı ve gül’düler, koparıldılar
gül’düler, kırmızı üstüne kırmızı öldüler
unutma
eylül karanlık eylül cunta
eylül çamur çirkef bataklık
eylül silen savuran
eylül kökünden koparan gövdeyi
eylül topraktan ayıran fırtına
unutma
belle ateşi, ateşi bil
ateş yakar düştüğü yeri
düşlerini de yakar
ateşe suyla koşanın
su, zulümdür ateşe
külündür
gülün
gün gelir açar yeniden
döner güneşe yüzün
3
bugün uyumadı bedrettin
mülhidi mustafa
bu gün uyumadı pir sultan
karayılan, sütçü imam
hasan tahsin ve kubilay
denizler uyumaz, uyumadı deniz
üst tarafımız
üç tarafımız deniz
iyi nöbetler tekel işçisi, işçiler
vardiyalar, memetçik memet
günaydın sevgili gonca,
işçi arı, sokak esnafları,
kareli kağıda yüreğini kazıyan öğrenci
gün-aydın, gönye, cetvel, iletki
sevr-i savuran nefer, sakarya
alnından öptüğüm asker
saflarında pankart tutan el
uykusuz bu kaçıncı gece
“kürt” memet nöbette
4
gün aydın kar beyazı
kaneviçe, karyoka, bayrak
ineğimsağma toprak
bal kovanı, peteğim, işçi arı
kırmızı gül, meydan çiçeğim
siz olmasaydınız
“biricik” sayfası koparılacak
kitaplar unutulacak -tı
unutulmaya hükümlü ellerimiz
yüzümüz yasak kitap
şimdi okumak gerek şimdi,
işçinin elkitabını
şimdi tutmak gerek satırbaşlarını
belle ateşi, belle, ateşi bil
ateş yakar düştüğü yeri
düşlerini de yakar
ateşe suyla koşanın
su
zulümdür ateşe
külündür
gülün
gün gelir açar yeniden
döner güneşe yüzün
gün gelir;
şimdi gelir
vallahi hoş gelir
Bitmeyen Şiirler : Takvim Yaprakları İçin Notlar
(Yaba Edebiyat Dergisi, Mart-Nisan 2010)
|
| |
|
|