|
| celil denktaş / enver gökçe |
| deneme yazısı |
| |
| Prof. Gorgis Davit Malik / ZERDÜŞT |
ZERDÜŞT
Kurduğu Din, İnananları, Mecuslar
(Yaba Yayınlarınnın Mezopotamya Kitaplığı Dizisinde yeni basılan
‘Süryanilerin Tarihi’ 36. Ek bölümden alınmıştır)
• Prof. GORGİS DAVİD MALİK • İngilizceden çev: VEDİİ İLMEN
Zerdüşt´e Antik Pers döneminin peygamberi denmektedir. Doğu Süryani Kilisesi aralarında çalıştığı, onlara karşı çarpıştığı ve bu kitapta çokça sözü geçen Mecuslar (Magi) tarafından ona zulüm edildiği için, inanıyorum ki, bu dinin kurucusu, öğretileri ve topluluğu üzerine, okyucular da ilgi duyacaklardır. Bu ek, okuyucuya daha fazla bilgi vermek içindir.
Mecuslar Veya Ateşperestler
Peygamber Zerdüşt İ.Ö. 660 yılında dünyaya gelmiştir. Doğum yeri üzerine iki yaşayan düşünce vardır. Bazıları onun Babil´de, bazıları da Urmiye´de dünyaya geldiğine inanırlar. Urmiye´de doğduğuna dair elde sağlam kanıtlar vardır. İlk önce ona inananlar Persliler´dir. Bu din de Pers ülkesinde başlamıştır. İkinci olarak, bütün doğubilimciler ve yazarları onun bu kentte dünyaya geldiğini söylüyorlar. Üçüncü olarak, Urmiye´yi çeviren bölgede 25’i aşkın yerden yüksek kül tepesi vardır. Bunlar bu bölgede ateşe tapanların bıraktığı anıtlar olduğunu kanıtlamaktadır.
İncil´e göre, üç Mecus, Doğu´dan İsa´ya tapınmaya gelmişler. Doğruluğu kanıtlanmamış bir İncil bölümü de, Zerdüşt´ün bir vahyine uyarak geldiklerini yazıyor. Aşağıdaki bölümü Zerdüşt´ün yaşamının bir özeti olarak koyuyoruz.
Geleneksel söylentiye göre, Zerdüşt dünyadan çekildi. Uzak bir dağda, bir ormanın sessizliğinde, bir mağaraya sığınarak yaşadı. Çevresinin bu sessizliği, onu Tanrıyla doğrudan ilişki kurmasına yardımcı oldu. Bu ilişki sırasında ilâhi bir görüntü belirdi. 30 yaşında Pers´teki durağan yaşamını bırakarak, yeni bir yasa öğretisine geçti. Doğruluk en kutsal olandır. Onun dikkate alınacak sözü “Aşem Vohu Vahistem Asti” dir. Fakat düşüncesine ilgi duyanlar o sıralarda henüz azınlıktadır. Pers topraklarını boydan boya dolaşır, yolculuklar yapar. Günümüz Afganistan toprakları üzerinden geçerek Turan´a (doğu) giriyor. Verdiği vaazlar sağır kulaklara gidiyor. Çok yankı bulmuyor.
Yöneticiler yeni esinlenmiş peygambere karşı görüşlerini katılaştırıyorlar. Tanrı, Ahura Mazda´nın mesajlarını kabul etmemektedirler. Ama buna rağmen Ahura-Mazda veya Hürmüz, Aklın Efendisi, Bilginin Kralı´dır. On yıl fikir zengini olarak seyahat etti. Bazı Zerdüşt ilâhilerinden de bu reddiyeyi anlıyoruz. Bu yolculuklarından yine Hazar Denizi bölgesine gelmiş olduğunu öğreniyoruz.
Bu acılı yılların karanlığı, onun inancını güçlendiren görüntülerle ışık saçıyor. Düşüncesini güçlendiriyor, inancına biçim veriyordu. Öteki dünyanın gizemleri yedi kere, onun taşınmış ruhuna gösteriliyor. Yalnız Hürmüz´le konuşmuyor. İyi düşünce, en iyi doğruluk, krallık isteği, kutsal uyum (toprağın bekçisinin ruhu), sağlığı koruma ve ölümsüzlük gibi konularda başmeleklerle de konuşmak ayrıcalığına ulaşıyor. Pers Amşaspand´ın sıralama aşaması böyledir. Bu kişileştirilmiş soyutlar, Ahura Mazda´nın tahtının çevresinde, bir bölük hizmetçi melekle birlikte duruyorlar. Bu ilâhi varlıklardan Zerdüşt buyrukları insanlara taşıyor. Öğretilerine göre, yalnız ruh temizliği değil vücudun da temiz olması gerekir. Yararlı hayvanların, özellikle inek ve köpeğin bakımını, buyruk olarak veriyorlar. Toprağı, ateşi korumanın ve suyu temiz tutmanın üzerinde duruyorlar. Birçok buyruklarından Zerdüşt´ün ruhsal bir kılavuz olmakla birlikte toplumsal bir reformcu olduğunu da anlıyoruz.
Buyruklarının birincisi sahtekârlıktan tiksinmektir. Doğruyu söylemenin evrensel zorunluluğu, Pers´in antik dinsel yönetiminin temelinde bu öğe yatar. Geleceğin görünüşü de, peygamber göklerdeki toplantıdayken, bir iyilik olarak veriliyor. Gelecek yaşamdaki kurtuluş, ruhun vect içinde kendinden geçmesi ayrıcalığı ile olmaktadır. Müslümanlar´ın cennetteki fiziksel yaşamları gibi bir yaşam yoktur. Vecd içindeki iletici, maddesel dünyaya gelmeden, Ruhsal Düşmanı Angra Maynu veya Ehriman´ın aldatmalarından kendisini koruması uyarılır. O dakikada cennetteki ihtişamdan dönerken, kendisine “En Kötü Dünyanın” karanlık, pislik kokusu bir an için gösterilir. Orada, cehennemin bulanık derinliklerinde, alaycı çığlıklarla birbirlerine sarılmış şeytanlar vardır.
Bu uyarı bile, geç olmuş oluyor. Gözlemci, dünyaya döner dönmez, Ehriman onu günaha teşvik eder. Yeni aydınlanmış Buda´yı aldatmaya çalışan Mara veya Kurtarıcı´nın insanlığını baştan çıkartan şeytan gibi, kötü Ehriman´da, dürüst Zerdüşt´ü, Mazda´ya tapınan iyi dindarlar yadsımasına neden olmaktadır. Bu an bir bunalımdır. İnanç tarihinin dönüm noktalarından biridir. Kötü düşman itilip yenilmiştir. Dürüstlüğün simgesi olan kişi “Yatha Ahu Vairyo” diye bir ilâhi söylemektedir. Ehriman üzerindeki yengisi tamdır. Zerdüşt için, büyük bir başarıdır. O vahiye ulaşmış, bütün günah yollarına direnmiş olarak Kral Viştaspa´nın inancını çevirmiş ve onun inancın Konstantin´i yapmıştır.
Zerdüşt felsefesine göre, dünyamız iki düşman ilkenin çatışmasına bağlıdır. Spenta Manyuş iyi ilkenin ve Angro Manyuş kötü ilkenin elindedir. Her ikisi de tek bir Tanrının hizmetindedir. Dünyadaki her iyi şey ilkinden, kötülükler sonrakinden gelir. Zerdüşt felsefesi yalnızca iyi şeylerin, düşüncelerin, senin elinde bir güç olacağını anlatmaktadır. Fazlası istenmeyecektir. Yalnız onlar sana cennetin kapılarına kılavuzluk edecektir. Bu biçimde Zerdüştlük ruhun ölümsüzlüğünü öğretmektedir. Ölümsüzlüğün simgesi olan beyaz Homa denen bir bitki, sonsuz sayıda, koruyucu ruhlarca korunur. Koruyucu ruhların sayısı 99,999´dur. Yine Zerdüşt öğretisinde cennet ve cehennemi kabul etmektedir. Bu dünya ile cennet arasında “Genevat” denen köprü var. Parsi öğretisine göre insan öldükten sonra üç gün melek Sroş´un kılavuzluğunda dünyanın sınırları içinde kalır. Ölen kimse dindarsa veya dürüst bir yaşamı olmuşsa, ruhu “Onun yararına olan işler, herkesin yararına olmuştur” der. Kötü birisiyse, ruhu yakınır “Hangi ülkeye döneyim, nereye gideyim?” Üçüncü gecenin sabah karanlığında ruhlar Genevat köprüsüne gelir. Bu köprü melek Meher Dever tarafından korunmaktadır. Meher´in anlamı yargıç demektir. Yardımcı melekleri Raşu ve Astad´la birlikte Meher yargıçlık yapmaktadır. Bu köprüde melek Meher´in önünde her insanın ruhu eski geçmişinde yaptıklarını anlatacaktır. Yargıç Meher Dever, insanın yaptıklarını bir teraziyle tartar. Birinin iyi eylemleri kötülerden fazlaysa, hatta, küçük bir parça bile olsa, köprüden öteki taraftaki cennete geçmesine izin verilir. Kötü eylemleri iyilerden biraz bile fazlaysa köprüden geçemez. Köprünün altındaki cehenneme düşer. Eğer yaptığı iyi işler, yaptığı kötülüklere denk gelirse “Hamastgehan” adında Katolikler´in “Acı çekme yeri” ne benzer bir yere gönderilir. İyi eylemleri onun cehenneme gitmesini, kötü işleri de cennete gitmesini önleyecektir.
Yine Zerdüşt´ün kitapları, iyi işlemlerin ödülü ve kötülüklerin suçluluğu, sermayenin faizle artması gibi zamanla büyür. Dolayısıyla gençlikte yapılan iyi bir eylem, yaşlılıkta yapılandan daha çıkarlıdır. (devamı kitapta)
|
| |
| Mehmet Özbil / Çarmıhını sırtlayan şair |
Çarmıhını sırtlayan şair
Cemal Süreya
• SAMİ ÖZBİL •deneme
“Ben bütün hüzünleri denemişim kendimde
Bir bir denemişim bütün kelimeleri”
Cemal Süreyya’nın etkisi zaman içinde seyrelmeyen şiirlerini, gücü yıllara yayılan düzyazılarını, yaşam öyküsünü ve dostlarının kendisine ilişkin anılarını/anlatımlarını okuduğumuzda birdenbire şunu sorarız: bu dünyadan kaç Cemal Süreyya geçti? Sorunun nedeni açık; herkesin Cemal Süreyya anlatımı, ayrıntılar düzeyinde hele, başka başka.
Ebebiyat aynı zamanda kendi öykümüzle başkalarının hikâyelerini iç içe geçirip yeniden yaratmaksa edebiyatçının, daha genel olarak da sanatçının iç dünyasının çok sesli olması belki de kaçınılmazdır. Birdenbire başka, kimi kez bütün bütüne zıt iç sesler çeşitli zamanlarda Cemal Süreyya’nın bedeninde konaklamıştır sanki. Bu kimi kez tutarsızlık gibi yansır ancak sanatçı her eserde bir başka kişiliğe büründü diye, nasıl bir tiyatrocuyu zıt karakterleri canlandırdığı için yargılayamazsak yazardan-şairden de hesap soramayız. Kaldı ki ürünler arasında kişilik sürekliliği ve tutarlılık gibi görünen de, çoğu kez aynı şeylerin zanaatkârca yinelenmesidir. Hile hurdayla işi olmayan Cemal Süreyya trajedinin de eksik olmadığı yaşam serüveninde çok sesli, çok yönlü ve asıl önemlisi tek yüzlüdür.
Cemal Süreyya Erzincan’da doğuyor. Bu bilgi, nedense, şiire başladığı yıllarda en çok etkileneceği A. Muhip Dıranas’ın “bir Erzincanlıya varan” “Fahriye Abla”sını getirir akla. Annesi sünni ve babası alevi bir Kürt. Erzincan o sıralar Dersim Eyaleti sınırları içindedir. Örgütsel açıdan parçalı ama ulusal bakımdan süreğen isyanlar dönemidir ve asıl adı olan Cemalettin Seber’i hiç sevmeyen Cemal Süreyya, doğduğunda Ağrı isyanı “tenkil” ile bastırılalı henüz dört yıl olmuştur. Anadolu ve Mezopotamya arasında sınır şehri olan Erzincan’da Cemal Süreyya’nın ailesi yerel yöneticilerle içli dışlı ve süren mücadelelerle ilgisizdir. Sınır kentlerinde yaşayanların çoğunun kişilik özelliği halini alan dengeleri kollama, aşırılıktan uzak durma ve sınırın diğer tarafındakilere benzememe çabası görünür ailesinde. Evde Türkçe konuşulur. Malum, “o yıllarda ülkemizde / çeşitli hükümlerle / yetmiş iki dilden / ikisi yasaklanmıştı. / ikincisi Türkçe”. Doğrusu Türkçe’nin başına birşey geldiği yoktu ancak Kürtçe konuşanlar sözcük başına para cezası ve mebzul miktarda hakarete maruz kalırdı “o yıllarda”.
Cemal Süreyya, yedi yaşındayken bu defa Dersim İsyanı patlak veriyor. Ailesinin tutumunda değişiklik yok ancak buna rağmen Mecburi İskân Yasası’ndan kurtulamazlar. O sıralar hangi akla hizmetse, yaratıcılığın yol açtığı dramatik sonuçlarda saklı bir politikayla Kürtlerin yoğunlukla yaşadığı yerlere Türkler kaydırılırken Batı’daki şehirlere de beş yüz bin civarında Kürt sürgün edilir/iskâna tabi tutulur. Karıştır, asimile et, ortaya çıkan melez yapıyı Batı hayranlığı ile soslayarak yapay bir ulus-devlet elde et ve ona kargaları bile güldüren masabaşı tarihler uydur; yapılan budur. Osmanlı İmparatorluğu’nun yayılırken feth/işgal ettiği alanlara, uç beyi niyetiyle yerleştirdiği binlerce aile, imparatorluk Anadolu yarımadasına sıkışıp yıkıldığında bu kez sadık muhafızlar arayan Cumhuriyet egemenlerince geri çağrılır. Çağrılan yoksullar o coğrafyalarda kalırlarken orta sınıflara mensup kimileri döner ve yeni devletin bürokratik aygıtı içinde çalışmaya/yükselmeye başlar. Öyle ki bugün bile birçok sermayedar veya yüksek bürokratın üç dört kuşak öncesi, o tersine göçlere dayanır. Zorunlu iç göçe tabi tutulanlardan böylesi örneklere rastlamaksa güçtür.
“Zo”lar halledilmiş, “lo”lar kırılmaya uğraşılırken bir taraftan da dört bir yana dağıtılmaktadır. Anasının kucağına kapanan Cemal Süreyya ile ailesi de sürgüne yollananlardandır. Bir yük vagonunda günlerce sürer yolculuk. Başlarında tüfekli iki jandarma. Konuşmak yasak. Gürültü, tedirginlik, açlık, ölüm korkusu... bunları, şu veya bu biçimde kanları atalarımızın da ellerine bulaşan, malları yağmalanan Ermenilerin büyük tehcirinden de tanımıştır yaşadığımız coğrafya. Cemal Süreyya’nın ailesi nereye götürüldüklerini bilmez. İndirildikleri yer Balıkesir’dir. Halk yeni gelenlere yardım eder, evlerini açar. Cemal Süreyya’nın ilk gurbetidir ve onda derin izler bırakması kaçınılmazdır. Ömrünce peşinden ayrılmayacak bu duygu şairliğini de besleyen güçlü bir damardır.
Cemal Süreyya’nın sırtını kanatan çarmıh, ulusal kimliğinin ayıplı bir şeymişcesine kendisinden saklanmasıdır. Ona Kürt olduklarını söylemez ailesi. Sömürge topluluklarında orta sınıflara mensup birçok ailenin tipik tavrı bir örnekte daha doğrulanır böylelikle. Özellikle de yenilgiler sonrasında dilini, kıyafetini, tipik yaşam alışkanlıklarını değiştirerek ezene/sömürgeciye benzeterek “başka” olduğunu unutturma çabası! Oysa hiçbir işe yaramaz. Ne vakit bir sorun yaşasa ilkokulda, diğer çocuklar “sümüklü Kürt” diye alaya alır ve öğretmeni “Kürt damarı tuttu” diye azarlar daha hayata yeni başlarken kendini yenik hisseden Cemal Süreyya’yı. Ulusal kimliğiyle böylesine yaralı tanışması onda bunu saklama, gözlerden uzak tutma, biliniyorsa unutturmaya çalışma eğilimini kendiliğinden geliştirir. Biyografisinden bilgiler de bununla uyumludur. Ömrünün son yıllarına dek bu bilgiyi hemen herkesten saklamıştır.
Kimlik bilgisi elbette önemlidir. Kimi zaman insan için bir özgürlük kapısı, tahammül gücü ve direniş nedeni bile olabilir. Tabi eğer sağlıklı biçimde bilince çıkarılmışsa. Yine de yetmez; kişi eğer kendisini salt doğuştan getirdiği kimlik(ler)le tanımlıyorsa bir bakıma etrafında, duvarları bütünüyle yalıtkan bir hapishane de inşa eder. Çocukluk ve gençlik yıllarında bu alanda “kendisini gerçekleştiremeyen” C. Süreyya, Kürtlerden söz açıldığında ürkek, huzursuz, huysuz ve Muzaffer Erdost’un Kürtlerle ilgili yazı yazmasını engelleyecek denli korkuludur.
Sürgün edilişlerinin altıncı ayında, ona geceleri ninni yerine “Kerem ile Aslı” yı söyleyen annesi ölür. Gurbetteki ilk ve en büyük kaybıdır. Bir daha onu annesi kadar sevecek kimse bulamayacağına inanır. Söze yatkınlığı annesinden mirastır. Şefkat, sevilme-beğenilme isteği derinleşir o kimsesizlikte. Cemal Süreyya ile, onu geceleri uyuduktan sonra öpen babasıyla arasındaysa feodalitenin açtığı derin uçurumlar bulunur.
Üvey anne despotizmiyle aynı yıllarda tanışır. Kızkardeşleriyle ev içi şiddetin mağdurudur. Annesi dışındaki tümkadınlardan kötü anılar biriktirmeye başlamıştır bile. Günün birinde kaçak yollarla İstanbul’daki halasına gönderilir. Kendi çocuklarını kayırırken Cemal’e çok özensiz ve kaba davranan, Balıkesir’den babasının yolladığı harçlığı kendisinden gizleyen halasıyla yıldızı barışmaz. Her çocuk gibi, ayrımcılığı erkenden fark eder. İnsanlara, özellikle de kadınlara karşı güvensizliği artar ve sonraki yıllarda sıkça depreşir. Yaralıdır benliği. Aşk ilişkilerinin ilerleyen zamanlarında Cemal Süreyya’nın kötü ünlü feodalliğini, sevdiği kadınlara şiddet uygulayacak denli kendisine yabancılaşmasını okurken o şiddeti kendi tenimizde/kalbimizde hissederken bir yandan da bu klinik davranışların geçmişteki izini sürebilir/düşünebiliriz. (devamı dergide)
|
| |
| Hakan Bilge / ölüm karşısında snat ve sanatçı |
incele/ dergide... |
| |
| mustafa tunçyüzlü / feminizm ve jineoloji |
inceleme yazısı....
|
| |
| ayhan Kavak / dile yasak koyanlara bir yanıt |
...inceleme yazısı... |
| |
| abdullah çelik / büyük anlatılar |
| .. deneme yazısı |
| |
| gün zileli / komünistler... |
| deneme yazısı... |
| |
| vedii İlmen / osmanlıda ilk inkılapçı sultan, II. mahmut |
| inceleme yazısı, dergide... |
| |
|
|