yaba   e d e b i y a t
abonelik
 
sayı_61
 
  Türk Ulusalcılığının Kaynakları
   
Sait Çetinoğlu / Türk Ulusalcılığının kaynakları
Sait ÇETİNOĞLU / Türk ulusalcılığının kaynakları
Halkevleri ve İnkılap Temsilleri


Aydın Doğan dostum Yaba'nın bu sayısında benim gibi tarihle haşır neşir edebiyat dışı birinden Ergenekon?un Türk edebiyatında işlenilmesine ilişkin bir yazı istediğinde yazının ister istemez edebiyatın dışına, tarihe kayma riski taşıyacağını göze almıştır. Bu bakımdan gerek aydın Doğan?a gerekse okuyuculara yazının edebiyattan çok tarihle sarmaş dolaş olacağını peşinen söylemek gerek. Eşimin bile zaman zaman sıkıldığı uzun tarih felsefesi girişinden/denemesinden dolayı şimdiden okuyucunun anlayışına sığınmaktan başka çarem yok. (S.Ç.)

Ergenekon konusunu diğer yazılarda işleneğini düşünerek, okuyucuyu sıkmamak için uzun tarifine girmeyeceğim. Ergenekondan bahsederken öncelikle milliyetçilikten başlamak gerekir. Tanıl Bora?nın dediği gibi ?Milliyetçilik hiç "yatışmıyor". "milliyetçiliğin derin köklerini aramamız lazım. Türk milliyetçliği, resmi ideoloji olarak on yıllardır zerk ediliyor. Atatürkçülüğün içini dolduran ana malzeme de budur" Bu resmi ideolojide baskın olan eğilim de, vatandaşlık temelinde, cumhuriyetçi bir anlayış değildir, etno-kültürel göndermeleri gayet açık, otoriter bir devlet zihniyeti ve homojen bir toplum tasarımıyla birleşen bir anlayıştır.
Ulus devletin milliyetçilikle başladığında herkes hemfikir olup bunun önkoşulu da her devlete bir ulus gerektiğidir. Bu gereklilikle yola çıkıp T.C. durağında duran İttihadçı zihniyet/pratik milliyetçilikle beslenmeden yapamazdı. Bu bakımdan Milliyetçilik ittihadın/Kemalizmin can damarıdır. İmparatorluk unsurları içinde en sessiz ve amorf unsur olan ?Türk? unsuruna yaslanarak onu şekillendirerek, Türk unsurundan bir ulus yaratırken en önemli araçlardan biri doğal olarak milliyetçilik olacaktır. Milliyetçilik enjekte edilirken açıktan ırkçılıktan da kaçınılmaması Türk milliyetçiliğinin ayrı bir özelliğidir. (.......devamı dergidi)
 
Çetin Kalman / Darbeye Sağdan bakmak
Çetin Kalman, sağı temsil eden politik yapının geçmişten günümüze dek Türkiye'de yapılan askeri darbelere bakışını; özellikle 12 Mart ve 12 Eylül üzerinde durarak sağ basının tutumunuun iki yüzlülüğünü sergiliyor ve günümüzle kıyaslama olanağını sunuyor...
 
Cengiz Yıldırım / Kötü Tarih
KÖTÜ TARİH

Bir zamanlar bizdeki tarihçilik üzerine eleştirel bir-iki yazı yazacak oldum. Bütün gücümle çalıştım çabaladım, ancak yazdıklarım bana zayıf görünüyordu. İstediğim niteliği ve düzeyi bir türlü tutturamıyordum. Düşüne taşına, yaza boza, uğraşa didine bunun nedenini anladım. Ben saçmalıkları bilimsel açıdan ele almaya kalkmıştım. Öyle olunca da ikinci bir saçmalık ortaya çıkıyordu; saçmalıkları ciddiye alma saçmalığı. Demek ki başka bir yol bulmalıydım. Buldum da. Bizdeki tarih yazıcılığını mizah yoluyla eleştirecektim. Çünkü ele alınan olgunun kendisi mizah unsurlarıyla doluydu. Mizahın olanakları kullanılarak bu malzemeyle bütünsel ve derinlikli bir yapı kurulursa iyi şeyler ortaya çıkabilirdi. Bunu denedim. Sonuçta bir tarihçi karakteri yaratmıştım.
Bu karakter kimi zaman olayların içinde bir yeniçeri, bazen padişahın ibrikçibaşısı, kimi zaman savaşta bir serdarı ekrem olur. Kendini kaybedip, elinde kement ya da ok kirişi, bostancıbaşılığa özendiği bile görülmüştür. Anlatımında konudan konuya sıçrar, asilere kızar köpürür, sık sık kalemle kılıcı birbirine karıştırırdı; arada bir beyit söyler, sonra bir savaşı anlatmaya başlar, o arada konuyla ilgili ilgisiz bir hadisi tekrarlardı. Şehzadelerden kendi öz kardeşleri gibi söz ederdi. Onun "yazdığı" tarih kitabında bazı başlıklar şöyleydi: "Bir İyilikten Bir İmparatorluk Doğar, Su Uyur Timur Uyumaz, Sultan Selim?e Vezir Olaydım, At şu taşı = Hattuşaş, Beline Hâkim Ol?" Buradaki son başlık Baltacı Mehmet Paşa-Katerina söylentisini konu ediniyordu.
Baltacı denince okul sıralarında öğrenciler kıkırdamaya başlardı. Biz şanslıymışız; tarih öğretmenimiz bizi o dönemlerin değişmez tarih ders kitapları yazarı Emin Oktay?ın gencecik beyinleri iğdiş eden ellerine bırakmamıştı. Bunu çok sonraları kavrayacaktık. "Ne gülüyorsunuz?" demişti. "Yeniçeriler savaşın uzamasından bıkıp isyanın eşiğine gelmişlerdi. (........)

 
Gün Zileli / İşçi sınıfı entelektüel bir sınıf olabilir mi?

Tarihte ezilen sınıfların kendilerini ezen düzene karşı ayaklandığını, hatta sistemi yıktığını görüyoruz ama sınıf olarak sömürülmelerini ortadan kaldıran bir düzen kurabildiklerini göremiyoruz. Köleler serf olmuş, serfler de işçi. İşçi sınıfı adına kurulan ?sosyalist? düzenlerde de işçi sınıfı sömürülen sınıf olmaktan kurtulamamış. Sadece özel mülkiyet sahibi patronların ücretli kölesi olmaktan çıkmış, devletin ücretli kölesi haline gelmiş. Tek fark bu.
?Sosyalist? sistemler kapitalizmin tamamen zıddı bir alternatif olmak yerine, kapitalizmle ekonomik rekabeti tercih ettiler ve giderek kapitalizme yönelip bürokratik kapitalist rejimlere dönüştüler. Kapitalizme gerçek bir alternatif ortaya konabilseydi, insanlık bu patikayı izlemeye aşağı yukarı hazırdı 20. Yüzyılda. Ne yazık ki, bu fırsat kaçırıldı.
Kapitalist sistem nasıl yıkılır ve yerine sömürüsüz, eşitlikçi ve özgürlükçü bir toplum nasıl kurulabilir? Bugüne kadar denenen yolların yanlışlığı ortaya çıktı. Burjuvaziyi mülksüzleştirmekle kapitalizmin kökünün kazındığı sanıldı. Oysa sorun burjuvaziyi mülksüzleştirmekten çok daha derinde yatıyordu. İşçi sınıfının ya da genel olarak çalışan sınıfların dönüşümüydü bu derindeki sorun. Bu, hem mülksüz sınıfların toplumsal mülkiyetini gerçekleştirme sorunuydu, hem de daha önemlisi, entelektüel becerilerinden arındırılmış ve çalışmaya koşulmuş sınıfların (esasen işçi ve köylüler ama aynı zamanda beyaz yakalılar da) entelektüel toplumsal mülkiyetini gerçekleştirme sorunu. İşçi sınıfı, esasen üretime koşullanmış ve sürülmüş bir sınıf olma durumundan kurtulmadan entelektüel mülkiyeti ele geçiremezdi, çünkü bu tamamen üretim dışı boş zamanı ele geçirme sorunuydu. ?Sosyalist? ülkelerde tam tersi yapıldı. İşçiler ve köylüler, devletin zorlayıcı yönetimi altında, eskisinden de beter bir şekilde üretime sürüldüler, entelektüel mülksüzlükleri bu sistemde had safhaya çıktı. Gerekçe, sosyalizmin ancak ileri üretici güçler temelinde kurulabileceğiydi. Yani 20. yüzyılda ?reel sosyalizm? olarak adlandırılan uygulama, işçi sınıfını tam ters yöne sevk etti. İşçiler toplumsal mülkiyeti devlete kaptırdıkları gibi, entelektüel mülksüzleştirmeye de boyun eğmek zorunda kaldılar. (........)
 
Tekin Sönmez / Siyasal güncel olaylarla post/modern yazıncı dünya tasarımı

1 Post/modern siyasal bir izlenceye edebiyatçı olarak yaklaşmak
Ülkemizde güncel olayları izlemek... Bu konuya yazınsal metinci olarak nasıl yaklaşabiliriz?
Bakın, ?ülke? ilk sözcük. Şöyle ki neden başka yer değil de ülke sorusu gelecektir sıradan ve doğal algı odağına ilkin. Ya da başka yerde değil de neden ülkemizde?
Evet, buna döneceğim! Yazınsal metinci/edebiyatçı diye bir tanım verdim beride.
Bu konu, burada bunu daraltmak ister! Edebiyat; roman, öykü.. geniş bir alan, fakat ?deneme? olur.
Deneme yazıları nedir, ne değildir sorusu da gündemde yer alır hemen. Deneme yazıları nedir gerçekten? Tasarım denilebilir mi? Yazıncı dünya tasarımı, sözcük ?şovmeni? diye adlandıranlar vardır bir yerde.
Eskiden kahinler vardı! Kendinden geçerek, gelecekten de haber veren pagan Şamanlar. Ne oldu onlara?
Yazarın işi, özellikle deneme yazarının işi eski bir kehanet üzerine yeniden zar atma sanatı denilebilir mi?
Sözcükler, bence uyumlu, adı güzel ?deneme tasarımı? hepsi bu. Deneme bile değil, tasarım denemesi!
Deneme türü de post/modern urbalar giyinir, maskeler dünyasıyla pagan karnavallar gibi süslenir de.
Eskinin küllerinden arta kalan ne varsa, yenici ve cici bir dünya tasarımı... Post/modern olsun mu? Olsun!
Deneme türü sözcükler arasında sürrealist bir fantasya düşü kurmak ise hem bu köke, hem de değişen her yazarın sözcük dünyasındaki yazın tasarım erkine, hem de değişen yazarın rolü üzerine daha sonra döneceğim.
Sözcüklerin post/modern erki vardır ve şiir onu içsellikle verip dışlaştırır ve içsellikle düş ekinine dönüştürür.
Evet şimdi baktığım yerden ilk sözcükler göründü. Ben de tasalarımı içime gömdüm ve kendime döndüm.
Evet! Dağları sisli, bulutlu ülke, ülkemiz uzaktan göründü. Ülkemizde güncel olaylar...
Güncel olaylar, deneme tasarımının yanında ikincil sırada ve açık olduğundan ayrıca alegori istemiyor. Oysa deneme tasarımı çok yeni bir başlık. Düşünsel planda tasarımdır deneme.
Bir izlenceden ötekine yazınsal metinci olarak sözcük sözcük yaklaşmak diyorum ben. Bir yazarın, bir duruma karşı ?pozisyon? alması var. Duruşta bir şey var. Durmak var kısacası. Pozisyon başka bir şey.
Şimdi bu pozisyonla kalabalığı yara yara tramvayın arkalarına doğru, durakta inmek üzere ağır ağır yürüyeceğiz. Tramvayın götürdüğü yere dek evet! Şimdi pozisyona dönelim! (........)
 
Evin Çiçek / Ermeni (Fılle) Müzisyenleri ve Kürdistan Müziği


Aram Tigran?ın ölümü sonrası kendisiyle ilgili değerlendirme yazıları yazıldı. Kullanılan cümlelerden biri ise şuydu; ?Ermeni başkenti Erivan?da değil, Kürdistan?ın başkenti Amed?de gömülmek istedi.? Tarih bilgisi olmayan kişiler detaylı araştırıp, yazmayınca okurlarını yanıltıyorlar. Aram niye ?Tigran? soyadını kullanıyordu? Tigran soyadı Ermeni ulusu açısından hangi tarihi anlamı taşımakta? Latincesi; Tigranocerta. Ermenicesi; Tigranokert-Tigranakert ?Dikranagerd, -Tigranokert; Ermeniler için ?Batı Ermenistan-Batı Hayastan?ın başkenti, Kürdler için ise Diarbekir ya da Amed ve Kürdistan?ın başkenti.
Tigranokert millatdan önce 78-75 yıllarına doğru Büyük Tigran II. tarafından kurulur. Büyük Tigran II., Pontus kralı Kürd asıllı Mithridate VI?ın kızıyla evlidir. Mithridate VI., Roma?ya yenilince, Büyük Tigran II.ye sığınır. Lucius Lucullus, Ermenistan?dan Mithridate VI. nın sınırdışı edilmesini ister. Savaş başlar. Roma Ordusu, Tigranakert?ı yakıp yıkar. Mithridate ve Tigran II. birlikte 70.000 kişilik ordu ile Roma Ordusu?na saldırırlar. Şehri yeniden ele geçirirler. Roma Ordusu büyük kayıplar vererek Nizip?e çekilir.
Kimlik, ulusal müzik ve ulusal değerler bağlantısı sömürgecileri yasaklar koymaya, var olanı dejenere etmeye, yok etmeye doğru yöneltir. Onlar müziğin birey üzerindeki etkileyici gücünü, kimlikleri koruyucu sihirini tespit etmişlerdir. Bundan dolayı genelgeler yayınlarlar, kanunlar çıkarırlar.
1930 yılının başlarında T.C. İçişleri Bakanlığınca Kürdlerin yaşadıkları bölgelere bir gizli emir gönderilir. Şark Islahat Planı doğrultusunda hazırlanıp Kürdistan illerine gönderilen bu gizli emrin 9. maddesinde şöyle denmektedir; ? Türklüğe ve Türkçeye pay ve paye vermek som Türklüğün ve özellikle Türkçe konuşmanın yalnız şerefli olduğunu değil, maddeten kârlı olduğunu da kendilerine doğrudan göstermektir.?
12 madde de ise ; ? Kıyafetin, şarkıların, düğün, toplum gelenek ve göreneklerinin de milliyet ve ırk duygularını daima uyanık tutan ve toplumları geçmişlerine bağlayan bağlar olduğu unutulmamalı. Bu nedenle lehçeyle birlikte bu aykırı gelenekleri de fena ve zararlı görmek özellikle kötü göstermek, özellikle dillerini, adetlerini ve dileklerini Türk yapmak, Türkün tarihine ve bahtına bağlamak her Türke düşen önemli ve milli görevdir.? denmekte.
(......)
 
Abdullah Kaygı / Sessizliğe Doğaçlama (şiir)

* Abdullah KAYGI

Sessizliğe Doğaçlama


Evrene doğru ünleyip senledik
Gün doğarken gün batarken ey ilk neden
Evcilliğini umarak yaptığımız evlerde
Seni övdük türkülerle gönülden
İşlerin sorumlusu yaptı seni kimi de
Sen buna sessiz kalırken
Her şeyimiz senden gelir ilk neden
Ses vermiyor bu onun onayı sayılırken

Sorulsa bu o mu sen misin sessizce
Yine sessizlik sürerken

Yarışan yakarışlar sessizlikle bitince
Sanırlar ki arada bir diyalog oluştu
Kendi yaptıklarına onaylama sanırlar
Karşı çıkan yok diye söyleyip inanırlar
Sustu diye konuşma yetkisine konarlar
Neler söylendi yerine ey ilk neden denerek
Konuşmalar çoğaldıkça doğru sayıldı
Sessizlikse yok sayıldı sessizce sürerken

Hep o sessizlik midir bu aynı mı sessizce süren
Bunlara sessiz kalırken

Nice sözle örtülse gömülse derine
Sonsuzluktan bu yana ve derinden derine
Sessizlik değil mi duyana sessizce süren
Yorumlanmış bir nedenin yerine
Konuşanlar ölçüşürken aldıkları yetkeyi
Nasıl kimseler sormuyor
Konuşma yetkisi olur da yerine
Sessiz kalma yetkisi olmaz mı

Nasıl birikme olmuyor bu sessizlikte
Hâlâ sessizce sürerken

(Yaba Edebiyat Dergisi sayı 61. Sayı 2009)
 
 
DERGİDEN
yaba edebiyat
kültür, sanat, fikir dergisi
İki ayda bir çıkar
yerel-süreli bir yayındır.
31. YIL / YENİ DÖNEM
61. SAYI
Kasım-Aralık 2009
ISSN 1302-4132
+
kuruluş 1979
+
sahibi, yayın yönetmeni
Aydın Doğan
Yön. yardımcısı
Ayşe Aykul
Yazıişleri müdürü
Cengiz Yıldırım
Arife Şirin Doğan
teknik sekreter: Hülya Özmen
+
adres
Galipdede Cad No:55/1
34420 Tünel-Beyoğlu / İstanbul
e-posta: yabaedebiyat79@gmail.com
tel / faks
(0212) 293 36 06
www.yabaedebiyat.com
+
dergiye gönderilen ürünler iade edilmez.
yaba adı verilmeden alıntı yapılamaz.
+
abone
yıllık (6 sayı): (30 tl),
12 sayı: (60 tl)
abone yenileme, öğretmen, öğrenci,
işçi, mahkûm:
6 sayı: 24 tl, 12 sayı: 48 tl,
yurtdışı: 12 sayı: 50 Euro (karşılığı tl.)
abonelerin hakları saklıdır
+
havale/hesap
Aydın Doğan
İş Bankası Cağaloğlu Şubesi
1095 0519 386
posta çeki (yaba) 83852
+
satış
5 adetten başlayan isteklere,
kitapçılara % 30 indirim uygulanır.
(örnek sayı için 5 tl gönderilmeli)
+
ilan tarifesi
İç sayfalar; tam sayfa sb: 250.oo tl
1 sütun 23.5x5.5 cm 100 tl
arka iç ve dış kapak pazarlıklıdır
kitaplar için kutu ilan (3,5x5 cm): 25 tl.


Bu Sayıda

YAZILAR

* Çetin Kalman / Darbeye Sağdan Bakmak, 3
* Prof. Dr. İbrahim Ortas / 3G (N) Teknolojisi, 6
* Yaşar Günenç / Çoğalan Adam?dan, 8
* Gün Zileli / İşçi Sınıfı Entelektüel Bir Sınıf Oabilir mi?, 9
* Melek Koç / Cahit Uçuk, 11
* Cengiz Yıldırım / Kötü Tarih, 12
* Tekin Sönmez / Siyasal Güncel Olaylarla
Post/modern Yazıncı Dünya Tasarımı, 15
* Evin Çiçek / Ermeni (Fılle) Müzisyenleri ve Kürdistan Müziği, 19
* Celal Kabadayı / Şiir Merhabası 6, 25
* Sait Çetinoğlu / Türk Ulusalcılığının Kaynakları,
Halkevleri ve İnkılap Temsilleri, 27
* Hürdoğan Aydoğdu / Ekonomik Krizin İnsan Ruhuna Etkisi, 35
* Kirkor Yeteroğlu / Suha Tuğtepe, 37
* Orhan Ünser / Sinemamızın Dünü ve Bugünü, 39
* Yard. Doç. Dr. Zeynep Ergin / Giyim ve Giyim Kültürü, 43
* Vartanoş A. Çerme / Arşakuni Ailesi ve Urfa?nın
İlk Hıristiyan Ermeni Kralı 5. Apkar, 46

ŞİİRLER

* Abdullah Kaygı, Sessizliğe Doğaçlama, 5
* Pierre Reverdy - Yaşar Günenç / Yüz, 14
* Züfikâr Tunç / Giotinden Hasretin, 22
* Ali Yüce / Dargın Ölü, 30
* Vallace Stevens - Yaşar Günenç; Bu Posta Kartı Yanardağdan, 36
* Servet Salih Gören / Çatınca Zaman, 38
* Sinan Araman / Kuşbakışı Hümanizma, 42
* Sedat Umran / Öğüt, 45
* Nevzat Kırkpınar / Katüs Avına Çıkan Pamuk, 47
* Özgün E. Bulut / Son, 49
* İbrahim Demirel / Kim Bilir, 54
* Celal Kabadayı / Yağmur, Artık Sevgilimsin, 59

SÖYLEŞİ: A. Aydın Doğan / Yılmaz Atadeniz, 32

ÖYKÜLER

* İlyas Halil / Agape Kıyılarında, 51
* Vedii İlmen / Bilirkişi, 53
* Adnan Türkoğlu / Piç Resül?den Hayata Gazel, 55
* Nazlı Karabıyıkoğlu / Rüzgâr ve Sen, 58

GÜNLERİN İZİ: A. Aydın Doğan / Kaçkınlar, Halkın Gazetesi Yok,
Yaba Sahaf Cep Kitapları, 48

Yaba Abone kampanyasına katılın, bu kampanyayı çevrenize duyurun.

--------------------------

Yaba Edebiyat Dergisini bulabileceğiniz bazı yerler:

Ankara:
İmge Kitabevi, Dost Kitabevi, Turhan Kitabevi, İlhanilhan,

İstanbul:
Beyoğlu: Yaba Sahaf, Tünel Gazete Bayii, Mezopotamya Kültür Merkezi, Mephisto, Pandora, Semerkant Kitabevi, Amargi Feminist Kitabevi, Simurg;
Kadıköy: Mephisto, Seyhan, Penguen Kitabevi, Nezih, Kalkhedon, Nazım Kültür Evi,

İzmir:
Konak: İletişim, Kabile, Yakın

Eskişehir:
İnsancıl Kitabevi, Adımlar Kitabevi